Yazarlar > FikretTaspinar Yazılar > ASKERİN DÖNÜŞÜ





Etrafta çıt yok. Bütün gecenin üzerine ölü toprağı serpilmiş sanki. Üşüyom, içim sıkılıyo. Ayakkabılarımdaki deliklerden taşlar batıyo ayaklarıma. Uzaklardan, çok uzaklardan bir köpek havlaması duyuyom. Ceketim yok, çok üşüyom. Güzel şeyler düşünmeye çalışıyom. Köyümü düşünüyom, toprak damlı evimi düşünüyom. Sonra, doktora yetiştiremeden zatürreden ölen kardeşim geliyor aklıma.
Askerdeyken bir dergide resimler vardı, bir sürü odaları olan kocaman bir ev resmiydi. O evi olduğu gibi köyüme taşıdıydım düşlerimde. Sonra bizim Sülüman’a anlattıydım. Nasıl da güldüydü bana. “Bırak hayallemeyi de ortalığı süpür” deyin kızdıydı.
Sonra bacımın evlendiğini yazdıydı anam, Hacı Ali’ye vermişler. Çok ağladıydım, kimse görmesin diye nöbetlere kadar sıkıyordum dişlerimi. Bacım, “Ölürüm de varmam” demiş. Ve lakin kim dinler ki zavallıyı, elli beş yaşındaki herife karı yapmışlar sonra. Dediğini yapmış bacım, asıvermiş kendini köydeki bir incir ağacına. Ölüsüne bile yetişemedim.

Soğuk beynime işledi, şimdi ben de o resmini gördüğüm evde olsam, sıcak sıcak otursam bir köşede, aynı zenginler gibi... Sahi zenginler nasıl zengin olmuş acaba? İstanbullu bana “Oğlum, çalışarak zengin olunmaz” dediydi. Peki nasıl zengin olunur?
Aman canım, benim de düşündüklerime bak. Yarın sabah köyümdeyim işte. Anam gün doğumunda kalkar, koyar çorbayı. Oh, mis gibi geçerim ocağın karşısına, kurarım bağdaşımı, çalarım kaşığımı mis gibi tarhana çorbasına. Tıpkı zenginler gibi...
Ulan soğuk, açlık neler düşündürüyor insana be? İstanbullu bizi cahil gördü de, neler anlatıyordu. Yok çalışarak zengin olunmazmış da, yok bütün insanlar eşitmiş de, yok… Sahi ‘demokrasi’ ne demek?
Yahu insan gurbette olunca her bir şeye inanıyor be. Doğru oturup, doğru konuşmak lazım... Bizim koskoca Himmet Ağa’yla bir olabilir miyim ben hiç? Tövbe tövbe! Ağanın kapısına it diye bağlamazlar beni! Sonra, ‘çalışarak zengin olunmaz’ ne demek? Himmet Ağa’nın çalıştığını nah şu iki gözümle gördüm. Hani bıldırın kaymakam bey geleceğdi de adamcağız nasıl koşturuyordu sağa sola. Sonra bizim gibi itlerinen uğraşmak kolay mı? Ne demekse “Beni sitirese sokuyonuz” diyodu. Sahi ‘sitires’ ne demek?

Düşündükçe biraz içim ılır gibi oldu. Hem şurda ne kaldı ki canım, iki üç saat sonra Mal Kayası görünür uzaktan. Ondan sonra yarım günlük yolum var şunun şurasında.
Ulan İstanbullu, ağzın ne güzel laf yapıyordu. Erzurumlu İbraam onun için “kominis” dediydi. Ben de çok üzüldüydüm. Hastalık sandıydım. “Ömrü az mı kaldı” dediydim de; Erzurumlu, “He, keseceyik hepsini” dediydi. Sahi ‘kominis’ ne demek?
Bir lafı vardı İstanbullunun. Hiç unutmuyom. “KÖLELİĞİN BİLİNCİNE VARAN VE KÖLELİKTEN KURTULMAK İÇİN MÜCADELE EDEN KÖLE, KÖLELİKTEN YARI YARIYA KURTULMUŞ DEMEKTİR.” Sahi ‘kölelik’ ne demek?

Ah anacığım ah! Ayaklarım çok ağrıyor, donuyom. Karnım aç, dizlerimde derman kalmadı. Zorluyom kendimi, ha gayret diyom, yarım günlük yol diyom, yarım günlük yol di…
İstanbullu, kölelikten kurtulacam diyom, kurtulacam diyom. Yarım…

Önemli Not: Kahramanımız bir hafta sonra oradan geçmekte olan bir çoban tarafından donmuş olarak bulundu. Yüzünde zafer kazanmış bir insanın sevinci vardı. Sizce kölelikten kurtuldu mu? Sahi ‘kurtulmak’ ne demek?



Bu yazıya bilgi ekleyebilirsiniz..

 

 

 


FikretTaspinar